GÖRDÜĞÜNÜZ RÜYALARIN ANLAMLARI

İslami Rüya Tabirleri - Diyanet Ruya Yorumları İLE SİZİNLE!

Rüyalar Hakkında Görüşler

İmâm Gazâlî, rüyayı şöyle izah etmektedir: “Uyku demek duyuların durması ve kalbe uğramamaları demektir. Uyku ve hayalden temizlenip kendi zatında saf olarak kaldığı levh ile kendi arasındaki perde kalkar. İki ayna arasındaki perde kalktığı vakit, öteki aynada olan şeylerin bazısı beriki aynaya aksettiği gibi levhde olan şeylerden bazıları da kalbe akseder. Ancak uyku, diğer duyulara mâni olursa da hayâlin harekete geçmesine engel olamaz. Levh- i Mahfûz’dan kalbe aksedenleri hayâl kuvveti hemen alır ve onu bir misâl ile hikâye eder. Tahayyülât onu daha iyi korur ve hayâlde mahfuz olarak kalır. Uyandığı vakit ancak hayalindeki şeyleri hatırlar.
Fahruddin Râzî (606/1209) “Tefsir-i Kebîr”inde rüya hakkında özet bir bilgi vermektedir: “Allah u teâlâ nefsi natıkanın cevherini felekler alemine çıkmaya ve levhi mahfuza muttali olmaya uygun bir şekilde yaratmışür.Buna mani olan şey nefsin bedenin işlerini yürütmekle meşgul olmasıdır. Uykuda bu meşguliyet azaldığından nefsin felekler âlemine ve levhi mahfuza olan ilgisi kuvvetlenir. Ruh böyle bir durumda idrak ettiği ruhî algılara özgü ve orada gördüklerine uygun izler bırakır. Yorumcu da hayâl âlemine bırakılan bu izlerden, ruhsal algılara intikal eder (yani, bu izlerin hangi ruhsal algıya delalet ettiğine bakar)”.
İbni Haldun (808/1406) da “Mukaddimesinde Râzî’ye benzer bir şekilde rüyayı tarif etmektedir: “Rüya, rûhânî bir şey olup, uykuda iken insani olan ruhun, manalar alemine dalması sonucunda, gaipten kendisine akseden varlıkların şekil ve suretini bir anda görmesinden ibarettir. Çünkü, kişi uyku halinde iken ruh, ten ve maddi şeylerle olan ilişiğini kestiği için, diğer ruhani varlıklar gibi o da gaybî aleme yöneldiğinde, melekleri ve diğer laûf cisimleri müşahede eder”.
Âlûsî (1270/1853) ise; tefsirinde rüyayı dört şekilde izah etmiştir:
a- Ehli sünnete göre,
b- Ehli tasavvufa göre,
c- Felsefecilere göre,
d- Kelamcılara göre,
a-Ehli sünnete göre, Rüyanın hakikati Mâzinî’den rivayetle Muhiddin en-Nevevî’nin dediği gibidir. O şöyle demiştir: “Allah (c.c), uyanık insanların kalbinde yarattığı gibi uyuyanların kalbinde de bazı düşünceler, inançlar yaratır. Allah (c.c), herşeyi yapmaya kadirdir. Buna uyku veya uyanıklık engel olamaz. Farklı durumlar içeren bu düşünceleri bilgi olarak iki şekilde yaratır. Sevindiren, müjde veren bilgileri Allah (c.c), şeytanın olmadığı bir ortamda yaratır. Üzücü, korkutucu zarar verici bilgileri de şeytanın bulunduğu bir ortamda yaratır. îlki “rüya” dır ve her türlü şerefli şeyin kendisine izafe edildiği Allah (c.c.)’a izafe edilir. İkincisi de “hulm” dur ki her türlü kötülüğün kendisine izafe edildiği şeytana izafe edilir. Buna rağmen yine de her türlü rüya Allah (c.c.)’tandır.”
b-Felsefecilere göre: “Felsefecilerden birçok kimse şöyle demiştir: Rüya, “ufuk-u mütehayyile” den düşen suretlerin, görüntülerin “hiss-i müştereğe”1 (ortak duyu gücüne) yansımasıdır. Rüyaların sadık olanları nefsin “melekût âlemi” ile ilişkisinden ortaya çıkar. Nefis bedeni idareyi çok az bir süre de olsa bıraktığında, aralarındaki münasebetten dolayı melekût alemiyle ilişkiye girer ve orada bulunan manalardan kendisi ile ilgili olanı alır, sonra mütehayyile onu uygun bir sekile benzetir ve hissi müştereğe gönderir böylece biz rüya görürüz. Eğer (melekût alemindeki görüntü ile hissi müştereğe yansıyan görüntü arasındaki) bu ilişki “külliyet- cüziyyet ilişkisi hariç” herhangi bir farklılık olmayacak kadar şiddetli ise tabire gerek kalmaz aksi takdirde tabire ihtiyaç duyar.”
c- Ehl-i tasavvufa göre: “Tasavvuf büyüklerinden bazıları felsefecilere benzer şeyler söylemişlerdir. Onlara göre rüya; “hayal” olarak isimlendirilen sınırlı “hazret-i misâlin” hükümlerindendir. Bu (hayal) semavi akıllardan ve küllî-cüz’î manaları idrâk eden, kavrayan “nâtık nefislerden” etkilenir.Burada bu manalara uygun görüntüler ortaya çıkar. (Aynı şekilde) sadece cüz’î manaları kavrayan vehmî kuvvetlerden de etkilenir. Orada da kendisine uygun görüntüler ortaya çıkar. Bu durum bazan dimağın kötü mizacı sebebiyle bazan da nefsin, görüntülerden bir görüntü icad etmek için vehmî kuvvetlere yönelmesi sebebiyle olur. Mesala kişi kendisinin yanında bulunmayan sevgilisinin görüntüsünü kuvvetli bir şekilde hayal eder de, sevgilisi hayalinde canlanır ve onu görür. îşte bu ehl-i inayet için îlahî vahyin başlangıcıdır. Çünkü vahy ancak meleğin inmesiyle olur. Melek önce “hazreti hayâliyye”ye, sonra da “hissiyye” ye iner.
d-Kelamcılara göre: Kelamcılardan nakledilenlere göre rüya, bâtıl hayallerdir. Bu, rüyanın sıhhatine kitap ve sünnetin şehadet etmesinden sonra garip bir sözdür. Kelamcılar, bir kimsenin uykuda tahayyül ettiği şeyin gözle idrak şeklinde bir görme olması, yine uykuda tahayyül ettiği şeyin kulakla idrak şeklinde bir işitme olmasının bülıl olduğunu kasdelınişlerdir. Iiu da rüyada görülenlerin, görülen şeyin ya kendisi ya da ona görüntü ya da söz olarak benzeyen şeye bir işaret olmaları gerçeğiyle çelişmez.
Görüldüğü gibi islâm âlimleri ve müfessirler rüyayı ruhi bir hadiseye bağlamaktadırlar. İnsan beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Uykuda beden hareketsiz kalmakta, fakat sanki hareket ediyormuş, beş duyu organı çalışıyormuş gibi dış dünyadan birşeyler algılamakta, hissetmektedir. Çünkü insanda ruh vardır ve bu hisler ruh sayesinde algılanmaktadır.

Ünlü Düşünürlerin Rüyalar Hakkındaki Görüşleri

SIGMUND FREUD

Sigmund Freud ilk olarak tıp doktoru olarak görev yaptığı üniversite ortamında çalışmalarına başladı ve daha sonra psikiyatri alanında uzmanlığını tamamladı. Freud’un bugün bile yararlanılan ve paha biçilmez eseri olan konuşma tedavisi olarak bilinen “psikanaliz” adlı eseri psikolojik çalışmalar ve yorumlamalar adına vazgeçilmez bir eserdir.

Freud bu çalışmalarının yanı sıra rüya bilimi üzerine de çalışmalarda bulunmuş, bireyin bilinçaltı ile ilgili çalışmalar yapmış ve bilinçaltının oynadığı roller ve işlevleri hakkında tezler ortaya koymuştur. Freud oluşturduğu yapısal modeli 3 ana nokta ile bağlamıştır. Bu yapısal modelin üç temel bileşeni vardır: Bireyin kimliği, Egosu ve Süper egosu.

Freud’un teorisine göre, bireyin kimliği, egosunu ortaya çıkarabilmesi ve kendini anlayabilmesi adına ve bireyin zamanla kişiliğindeki Süper-Egonun ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Freudyen Rüya Analizi

Freud, rüyaların bireyin bastırılmış duygularının sıyrılmasıyla ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu nedenle, rüyaların bir nevi bireyin ruhunda meydana gelen çatışmaların göstergesi olduğu söylenebilir.

Freud rüyalar çözmek ve yorumlamak adına, zihnin baz alındığı serbest çağrışım adı verilen tekniğin kullanmıştır.

Serbest çağrışım tekniği, hayalperest düşünce ve duyguları üretenin rüyalar değil, doğrudan bireyin kendi zihni olduğunu savunur.

JUNG

Çok değerli düşünür Jung da, Sigmund Freud gibi çalışmalarına üniversite ortamında başlamış, daha sonra bu çalışmaları geliştirip özellikle rüya yorumlamaları üzerine tezlerde bulunmuştur. Jung insanın özellikle manevi yönlerini keşfetmek ile ilgili hassas çalışmalarda bulunmuş, insan beyninin göremediği noktaları görme konusundaki yüksek kapasitesini gözler önüne sermiştir. Jung, insan psikolojisi, bilinçaltı ve rüyaları ile ilgili teoriler üretmiş; ürettiği bu teorilerin de kaybolup değersizleşmesinden korkmuştur.

Temel olarak, Jung’un görüşüne göre, Freud, bilinçaltını aslında tüm “ahlak dışı” dürtüleri baskı altında tutan olumsuz bir güç olarak tanıtmış ve teorisini bu şekilde geliştirmiştir. Bunun aksine Jung ise, bilinçaltını bireye bilgelik vermek için tasarlanmış bir hediye olarak düşünmüş ve bu şekilde tanımlamıştır. Jung’a göre, rüyalar ile ilgili yorumlamalarda bulunmak için bilinçaltı önemli ve vazgeçilmez bir ögedir.

Jung’un Kolektif Bilinçaltı Kavramı

Jung rüya yorumu en önemli teorilerden biri olan kolektif bilinçaltı kavramı, her insan tarafından paylaşılan ama bilinçsiz düzeyde akılda tutulan sembollerin bir koleksiyon olduğuna inanılmaktadır.

Reklam Alanı